• Ekim 2014
    Bilge Kitaplar ile Blog Turları - Pilli Kütüphane

    “Yatağımın karşı duvarında asılı duran, Füruzan’ın resmettiği tabloya takıldı gözüm.Güneşe doğru yürüyen erkek silueti ve arkasında bıraktığı karanlık… Kansere karşı verdiğim savaşı kazanmamı betimlemişti. Güneş yeniden doğuşumdu. Güneşim annemdi. Günebakanın güneşe olan tutkusu gibi başımı kaldırmış anneme bakıyordum. Keşke bana bu tabloyu ilk gösterdiği o ana geri dönebilsek ve hep o anı yaşayabilseydik.”Herkeste olmayan öyle çok şeye sahipti ki… Parası, karizması, iyi bir işi, tek gecelik ilişkileri… Özenilecek bir hayata sahipti Behiç Buğra Ferruhoğlu. Bir de kansere… Herkeste olmayan cinsten… Artık her şey geride kalmıştı. Tek göğsüne sığdırdığı büyük aşkı Füruzan için yaşamalıydı… Gelirinin bir kısmı göğüs kanserine dikkat çekmek üzere Meme Sağlığı Derneği MEMEDER’e bağışlanacak Günebakan’ı okurken aşkı hissedeceksiniz.

    Bir kaç gün önce videosunu paylaştığım ve yorumumu sonraya bıraktığım tur kitabımızdan herkese merhaba. Biraz gecikmiş olan yorumumla karşınızdayım. Turun son gününde sanırım yaptığımız en keyifli kitap turlarından biri olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Kitabın hikayesine değineceğim ama sıcakkanlı yazarımızın bize gösterdiği ilgiden o kadar memnun kaldık ki anlatamam =) İlk defa kast belirlediğimiz bu tur için kitabı özellikle tur arkadaşlarımın acayip beğendiğini söylemeden geçemeyeceğim.
    Fark ettim ki yıllardır kitaplarda yaşanan acıklı olaylara ağlamıyorum, ağlayamıyorum. Bu sefer de ağlayamadım. Ama bu tarz olaylara birazcık duyarlıysanız gözyaşlarınızın sel olacağı garantisini verebilirim. Nedendir bilinmez ben bu konularda biraz odunum!
    Meme kanserinin sadece kadınlarda olduğunu zanneden ben bu kitabı ağzım açıkta okudum. Behiç Buğra ,bizim yakışıklı, mimar, kadınların sevgilisi, karakterimiz meme kanserine yakalandıktan sonra yaşananlar gerçekten kitabı okutturuyor.
    Her ne kadar Füruzan’a daha fazla yer verilmesini düşünsem de karakterlerin uyumu çok hoşuma gitti. Sende Önce Ben kitabı deli gibi abartılmış hani “otobüste falan okumayın kesinlikle” denmişti! Belki hatırlarsınız. İşte ben bu kitap için söylüyorum bu lafları. (Ki Senden Önce Ben’i inatla otobüste okumuştum.)
    Aynı Yıldızın Altında’yı okuyanlar bir de bu kitabı görsünler. Yabancıların ağzından okumak kolay. Bir de Türklerde nasıl oluyor ona bakın!
    Video’yu hala izlemeyen varsa -valla çok ayıp!- şuraya onu da ekleyeyim.

  • Ekim 2014
    Bilge Kitaplar ile Blog Turları - Okuma Bahçesi

    GÜN

     
    Günebakan Elif GüçlütenDüz Yazı Yayınevi Çıkış Yılı: 2014250 SayfaTür: Roman

    Puanım:  ★★★
    Herkese merhaba, Bilge Kitaplar ile Blog Turlarının 4. Kitabı Günebakan kitap yorumu ile karşınızdayım. Bizi tüm kitapları ile tanışma fırsatını sağlayan ve bu süreçte desteklerini bizden esirgemeyen Düz Yazı Yayınevi ailesine tekrar teşekkür ediyorum. Şimdi gelelim hala etkisinde olduğum kitabımıza…
     
    GÜN2Kapak:
    Kapaktaki görsel kitaba başlamadan önce bizi bir aşk hikayesine hazırlıyor. Boynu bükük erkek figürü ise bana bir sorunu çağrıştırdı. Kitaplara başlamadan kapağa bakarak bir çerçeve çizmeyi seviyorum. Bu yüzden Günebakan’ın kapağını çok sevdim. Canlı rengi, okurken enerji verdi.
    Arka kapakta, yazarın fotoğrafı kısaca hayatı ve kitabın kısa tanıtımı bulunuyor.
    Konusu: 
     

    Bir insanın sahip olmak isteyebileceği her şeye sahipti Behiç Buğra. Kendisinin farkındaydı. Kimseye bağlanmadan yaşadığı tek gecelik aşkları, başarılı bir şirketi vardı. Işıltılı hayatının ardında annesini küçük yaşta kaybetmesinin verdiği burukluk gizleniyordu. Bu hayatta tek bir kadını sevmişti o da annesiydi. Annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu babasının hayatında bir yeri yoktu.
    Kim inanırdı ki herkesi kendine hayran bırakan Behiç’in kanser olacağı… Hem de ihtimal bile vermeyeceğiniz meme kanseri…
    Bazen bir şeye ulaşmak için bedeller ödenir. Behiç’in gerçek aşka ulaşması için ödediği bedel ona çok ağır gelmişti.
    Füruzan… Onun ışığı olmuştu.

    Kitap Hakkında:

    Günebakan, beni göz yaşlarına boğacak kadar çok etkileyen kitaplardan oldu. Daha önce herhangi bir hastalığı konu alan bir kitap okumamıştım. Bu açıdan da benim için önemli sayılacak kitaplardan…
    Kitabın başlarındaki o ışıltılı hayat sizi cezbediyor. Behiç karakterine hayran oluyorsunuz. Hatta biraz kötü çocuk imajı da var. Kısaca kitap daha ilk sayfadan sizi içine çekiyor.

    Gelişme bölümünde kitabın asıl amacına ulaşıyoruz. Meme kanserine bir nevi tanık oluyorsunuz. Çevremizde mutlaka duyduğumuz, hatta o kadar çok duyduğumuz için önem yoksunluğu oluşan kansere karşı farkındalık yaratıyor. Bir psikolog adayı olarak kanseri sadece uzaktan bilen herkese bu kitabı öneriyorum.

    Akıcı anlatımıyla 1 gün gibi kısa sürede bitirdim. Kimi yeri gülümsetti kimi yeri ağlattı. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen edebi açıdan oldukça doyurucuydu. Özellikle Behiç’in yüreğinden geçen bölümlere bayıldım. Facebook sayfamızda paylaştığım alıntılar benim için kitaptaki kilit noktalardı.
    Bu açıdan görsel alıntı hazırlamak ayrı bir zevk verdi. Kitapta seçilen şiirler tek kelimeyle mükemmeldi. 4 yıldızı dolu dolu hak etti Günebakan.

    Ayrıca Düz Yazı Yayınevi, kitaptan elde edilen gelirlerin bir kısmını Memeder’e bağışlıyor. Elif Güçlüten’in katıldığı etkinlikleri yakından takip edebilmek için instagram hesabını ( @elifgucluten ) inceleyebilirsiniz. Sevgiler…

    OKUMA BAHÇESİ

    okuma bahçesi

  • Ekim 2014
    Bilge Kitaplar ile Blog Turları - Kitap Gurmesi

    Elif Güçlüten- Günebakan

    Günebakan

    Elif Güçlüten

    Düz Yazı Yayınevi

    250 Sayfa – Basım 2014

     

    Okuyucunun düşüncesi:

     

    İnsanlar neden hep dram yazmaktan zevk alır anlamam, hayatımızdaki acılar yeterli mi gelmiyor yoksa beterin beteri var halinize şükredin demenin gizli bir yöntemi mi bu. Her ne olursa olsun birilerinin aslında ihtiyacımız olanın gülmek ya da mutlu sonlar olduğunu söylemesi gerek sevgili yazarlarımıza, şimdi diyebilirsiniz “Ee canım kardeşim ona göre kitap seçeceksin o zaman diye…” haklısınız ama dram diye iyi kitabı da göz arda edemezsiniz.

     

                Arkasından anlayacağınız gibi her şeye sahip bir adam var karşımızda, fotograf1birçoklarının yerinde olmak isteyeceği türden ama biraz başına buyruk, savruk, kıymet bilmeyen bir adam ve hayatının akışının değiştiren bir hastalık; kanser. Son zamanların en önemli hastalığı dedirtiyor kendine, çünkü hala net bir şekilde nasıl yeneceğimizi bilmiyoruz ve hala yatağın altındaki öcüler gibi aniden çıkıp yakalayacak diye bizi aklımız çıkıyor. Her hikayenin olmazsa olmazı var bir de, ne kadar inkar etsek de bizi hayata hemen bağlayıp, uzaklaştırabilen bir duygu; aşk. Baştan sona bir adamın hayatının öyküsü bu aslında, yabancısı olmadığımız hikayelerle işlenmiş.

                Nefes nefese okunan bir kitap, bölümler birkaçı dışında hemencecik biten türden, bir sonraki bölüme hemen geçmek istiyor insan ne olacak şimdi diye, okurken bir kanser hastasının yakınıydım ve adım adım peşinde gezerken iyi bir sonuç çıkmasını umduğumu fark ettim. Giriş, gelişme ve sonuçları derken hemencecik geçen, konusu itibariyle özür diler ve telafi etmek ister gibi bitiveren bir kitaptı. Ama beni en çok anlatımı bağladı kendine, kesinlikle mükemmel derece de profesyonel bir anlatımı vardı, hatta diyaloglar olay akışına mükemmel oturmuştu.

                Zamanın birinde bir arkadaşım bana film önerirken, şunu demişti,”Bu filmi neşeliyken izleme, moralin bozukken kesinlikle tavsiye etmem, aslında izleme, ama film gerçekten çok güzel.” Filmi izledikten sonra ne demek istediğini çok iyi anlamıştım, harika bir filmdi ama kalbiniz kaldırması için çok güçlü olması gerekiyordu. Bu kitabın ortalarına geldiğim de aynı şeyi hissetmeye başladım, umut dolu ama kırgın, sonra döndüm sordum insanlar neden dram yazmaktan hoşlanıyor diye, kalbiniz dramlara alışıksa okuyun, güzel kitap.

    Alıntılar:

    “Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirinde dediği gibi, yaşım otuz beş idi. Yolun yarısında olduğum ise, tartışılırdı. Zira otuz beş yaşı, gençliğin verdiği toylukla yapılan hataların, çekilen acıların, yaşanmışlığın birikimiyle hayatın gerçek tadının, lezzetinin farkına varıldığı, hamlıktan olgunluğa geçildiği bir yaş olarak görüyordum.”

    “Hani kurumuş bir yaprağı avucunuz içinde buruşturduğunuzda binlerce minik parçalara ayrılıp, toz olup uçar gider ya parmaklarınızın arasından, tüm sıkıntılar, dertler kederler de, keşke aynen öyle uçup gitse diye düşünmeden edemez insan.”

    “Ne derler bilirsiniz, eskilerin deyimi ile dünyadaki en iyi ilaç; haricen yakı, dâhilen rakı imiş.”

    “Rivayete göre, bir yaprak maydanoz rakının gamzesidir derler, içerken gülümsermiş.”

    “Hani olur ya, etrafınızdaki onca kalabalığın ortasında içtiğiniz su da, yediğiniz yemek de, sarılıp yattığınız, seviştiğiniz de yalnızlık olur. Hani olur ya, boğazınıza kadar bir boşluk kaplar içinizi. Her şey tatsız, her şey anlamsız gelir. Monoton iş hayatından, şehrin ömrünüzü günbegün tüketen karmaşasından kurtulmak istersiniz. Nefes alamaz, kaçıp gidesiniz gelir uzaklara. Hani kafa dağıtıp, uzaklaşmak istersiniz her şeyden, en başta kendinizden. Lakin hep isteyip de ya cesaret edemezsiniz bir türlü yapmaya ya da vaktiniz yoktur yahut paranız. Hep hayal olarak kalacak sanırsınız, bu firar planınızın.”

    “İşte o an anlamıştım, gerçek aşkın, sevginin hataları görmezden gelmek değil de, bilakis hataları görüp de karşındakini kusurlarıyla kabul etmek olduğunu.”

    “İnsan ne söylerdi ki ölürken? Ya da ne söylemeliydi ki? Kendi içini, vicdanını rahatlatacak, bilsin de üzerimden kalksın öyle hafiflemiş olarak gideyim diye mi düşünmeliydi? Yoksa geride kalanların omuzlarına zaten binmiş o yüke yük katıp katmamayı düşünmeli ve susmalı mıydı?”

    Kitap:

                Akşamdan kalmanın baş ağrısı içinde uyanmıştım, üstüm başım alkol, sigara ve fotografkadın kokuyordu. Gece çalan müzik beynimin içinde yankılanırken, kendi kendime ne vardı bu kadar içecek Behiç diye söyleniyordum. Cumartesi gecesi olması yüzünden çok kalabalıktı gece kulübü, yanımdan geçen adam elime çarpınca içki ceketime dökülmüştü, bu tamamda kadın parfümü kimindi. Yüzü tam gözümün önüne gelmese de uzun düz saçlı, uzun bacaklı, iri göğüsleri olan seksi bir kadındı. Uzun bakışmalardan sonra gece kulübünün tuvaletinde sevişmiştik.

                Yataktan kalkıp banyoya doğru geçtim, iyi ve ünlü bir mimardım, önemli ödüllere sahiptim. Otuz beşin yaşındaydım, bunu yolun yarısından çok olgunlaşma olarak görüyor ve hızlı yaşamama engel olmadığını düşünüyordum. Dış görünüş önemliydi, güzel giyinmek ve görünmek önemliydi. Varlıklı bir ailenin tek çocuğu olarak pahalı zevklerim vardı. Görünüşümle etkileyemeyeceğim bir kadının olduğunu düşünmüyordum hatta onlara bir lütuf olduğumu bile düşünüyordum.

                Üzerimde gömleği ve pantolonu çıkarıp, banyo zeminine bıraktım, yıllar önce olan şeyleri ayrıntılarıyla hatırlarken dört saat öncesini hatırlayamama şaşırıyordum. Annemin yirmi sekizinci doğum gününü hatırlıyordum, babamın ona hediye ettiği siyah elbiseyi ve tüm geceyi. Yedi yaşındaydım ve bir şubat gecesiydi. Annemle birlikte hazırladığı sofranın başında oturmuş babamı bekliyorduk, son günlerde hep çalışacağım bahanesiyle eve geç geliyordu, onunla birlikte geçirdiğimiz saatleri bile annem doldurmaya başlamıştı artık.

                Annem yemeğimi bitirmediğimi görünce normalin aksine üstelemeden uyuma vaktinin geçtiğini söyledi. Uyumak istemiyordum ama o sırada babam geldi oldukça sarhoştu annem beni hemen yatağıma yolladı. Oradan ayrılamıyordum, kapının arkasında kalmış onları izliyordum, babam annemi biraz sarstı, gözlerime inanamıyordum, başka bir kadın vardı. Uçan tabağın önümde kırılmasıyla annem beni fark etti, hemen yanıma koşup, beni de alarak evden çıktı. Arabaya bindik, hava çok soğuktu bizim ayağımızda terlikler üstümüzde ise hiçbir şey yoktu, araba zorla da olsa çalışmıştı.

                Araba ilerlerken ben ağlıyordum, annem görmeden gözlerimi silmek istemiştim, ellerim buz gibiydi. Nefesimle ısıtmaya çalıştım, annem beni görünce ellerimi ellerinin arasında aldı, o sıra sızmışım uyku saatim çoktan geçmişti. Rüyamda rüzgarın önünde koşuyordum, güneş beni içine çekiyordu, tüm vücudumda bir ılıklık vardı. Sonra sesler duydum yaşıyor mu diye, gözlerimi açtığımda üzerim kanla kaplıydı, tüm o sıcaklık, annemin kanıydı. Arabamız takla atmıştı, biri beni çekmeye çalışıyordu ama sıkışmıştım. Biri beni oradan çıkarmış, sarmalamıştı, babam mıydı bu, hayır değildi, başka biri. Annem ölmüştü. Su üstümden akarken baş ağrımın geçmesini umuyordum, kokular suyla beraber girdap yaparak giderden kayboluyordu.

    KİTAP GURMESİ

    gurme

  • Eylül 2014
    Bilge Kitaplar ile Blog Turları - Kozmokitap

     Günebakan – Elif Güçlüten

    kozmokitap (2)
       Günümüzde en yaygın hastalıklardan birisidir kanser. Tedavisi yok mu – tabii ki var. Erken teşhisle kanserin bir çok çeşidi tedavi edilebiliyor. Hastalığın adı ne kadar ürkütücü ise tedavi süreci de bir o kadar yorucu. İyileşmek için önemli olan moral deniyor. Bu zamanda o kadar kolay değil maalesef.
    İşte kitabımız da genç yaşta herşeye sahip iken sahip olduğu şeylerin arasına kanser de eklenen Behiç hakkında.
       Elif Güçlüten’in ilk kitabı Günebakan.(Kendisini yazılarına http://www.elifgucluten.com/ sitesinden ulaşabilirsiniz. ) Genç , yakışıklı, annesiz büyümüş, maddi anlamda herşeye sahip , kadınların ilgisini sürekli üzerinde hisseden Behiç’in bu hayattaki imtihanını ve büyük aşkını anlatıyor kitap. Baştan söyleyeyim çok duygusal birisi iseniz kitabı okurken yanınızda mendil bulundurun. Çünkü kitabı okurken boğazınıza büyük bir yumru oturuyor ve gözyaşlarının aktığını anlayamıyorsunuz bile. Ayrıca sizin de kanser öykünü varsa bu kitap sizi daha çok etkileyecektir. Bilirsiniz bazen hayatta olaylar her zaman mutlu bitmeyebilir. Hayatın gerçeğidir bu…

    Behiç bir mimardır. Kendi şirketine sahip, çevresi tarafından çok sevilen, tek gecelik ilişkilerin adamıdır. Babası ile arası biraz soğuktur. Annesinin ölümünden sonra baba-oğul pak yakın olamamışlardır. Herşey yolunda giderken bir gün Behiç göğsünden bir akıntı geldiğini fark eder. Göğüs kanseri olmuştur. Erkeklerde nadir görülen bir kanser türü. Yüzde bir gibi görülme oranı olsa da insanın başına gelince istatistiklerin bir önemi kalmıyor. Bu zor zamanlarda Behiç’in babası ile arası düzelir. Kötü günde gerçek dostların kim olduğunu anlar. Bu dönemde ona katlanma gücü veren alt komşusu Füruzan’dır…

    Yazarın dili sade ve anlaşılır olunca kitap okuyucuyu yormadan rahat okunuyor. Duygu aktarımı bakımından başarılı bir kitap. Okuyucuya anın önemini, yaşamın ne kadar değerli olduğunu , sevgimizi belli etmek ve onlara söylemek için geç kalınmaması gerektiği mesajlarını veriyor. Gelirinin bir kısmının da MEMEDER’ e bağışlanacağını söylemeden geçemeyeceğim. Güzel bir kitap okumak isteyen ve kitap okurken de yardım etmek isteyenler için iyi bir alternatif.

    Sevgilerle….

    KOZMOKİTAP

    kozmo1
    Günebakan
    Elif  Güçlüten
    Düz Yazı Yayınevi
    250 sf.
    gb 
     

  • Haziran 2014
    Bilkent Üniversitesi – 2014 Sayı 21 / Sayfa 31
  • Mayıs 2014
    Sabancı Üniversitesi Söyleşi
    Üniversite Etkinlikleri

    Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi 7. Edebiyat Etkinlikleri kapsamındaki söyleşimi izlemek için lütfen tıklayınız.